5 Ağustos 2017 Cumartesi

NE DİİCEM

  Şu başlıkla Türkçeyi katlettim farkındayım ama öyle demez miyiz günlük hayatta? Ama gerçekten aklıma bişey geldi de onu diicem. Bi zamanlar ben Postcrossing delisiydim. Gerçekten benim için bir tutku gibiydi kartpostal gönderip farklı ülkelerden kartpostallar gelmesini beklemek. Ama müthiş bir şey değil mi dünyanın bir ucundan hiç tanımadığınız, hiç tanıma fırsatınızın olmayacağı insanlardan kartpostallar alıyorsunuz. Neyse ben uzun müddet kartpostal gönderdim, aynı şekilde bana da geldi. Rusya, Malezya, Çin, Amerika birçok ülkeden. Hepsini de saklarım. Ama nedense son gönderdiğim kartpostallar gitmemeye başladı. Diyelim ki postaneye gidiyorum üç kartpostal yolluyorum. Ama sadece biri adrese ulaşıyor. Bazen iki tane yolluyorum, ikisi de ulaşmıyor. Böyle böyle derken bıraktım göndermeyi. Siz de postcrossingle birlikle böyle kartpostallaştınız mı ? Böyle ulaşmadığı oldu mu ?
 

  Sonra bu aralar müthiş kitap okuyorum ama oturup adam akıllı yazamadım hiç birini bloğa. Gerçekten son zamanlarda aldığım kitapların sanırım hepsi de çok güzeldi. Yani başlayıptata yarım bıraktığım hiç olmadı. Daha sıklıkla klasikleri okuyorum ama. Bir de Franz Kafka ağırlıkta. Geçenlerde yazma niyetiyle bilgisayarın başına geçtim evde aman Allahım bu kadar yavaş bir bilgisayar olamaz. Artık cep telefonları da bilgisayar işlevini gördüğünden hiç ilgilenmemiştim laptopla. O yavaşlıktan yorulup geri kapattım bilgisayarı. Ama bizim Tuğba iyi çözmüş bilgisayarın dilini. Akşamları balkona kuruluyor. Masa attı bir tane balkona, zaten bizim kitaplıkta balkonda, çiçekler filan da var. Masa lambasını yakıp kulağı takıp yazı yazıyor. Ben işten dolayı erken kalkmak zorundayım dolayısıyla erken yatıyorum. O balkonda keyfince takılırken ben çoktan uyumuş oluyorum.

   İnsanın her şeye bir bahanesi var değil mi? Kartpostallarım gitmiyor diye postcrossingi bıraktım ve laptop yavaş diye bloğa yazmıyorum. Ama doğruyu söylemek gerekirse insan bir şeyi gerçekten çok istediğinde bi şekilde vakit ayırabiliyor. Bu da kendime özeleştirim olsun.
 Hoşçakalın..
 

6 Temmuz 2017 Perşembe

NE GÜZELSİN!


Lise dönemlerimde Facebook üzerinden deli şarkı paylaşırdık.  O dönem çoktan bitti bile. Şimdilerde ise nedense buraya dadandım :) çok değil ama ara ara paylaşmaktan kendimi alamıyorum. Güzel bir sebepten mütevellit dinleyip aşık olduğum bu müziği sizlerle paylaşmak istiyorum..











23 Mayıs 2017 Salı

VAY CANINA, 5 YIL !

    
Bloğumla 5 yılı geride bırakmışım bile. Aslına bakarsanız ilk zamanlar bir blog açtığımın bile farkında değildim. Websitem var sanıyordum :) 
Üniversitede deli gibi inovasyon, girişimcilik, gelişim seminerlerine, konferanslarına katıldığımız vakitlerdi. Ev arkadaşım da işletme bölümünde okuyordu. Zaten hocaları sürekli girişimci olmayı aşılardı onlara, bizde bu konferanslardan aldığımız sertifikaların ise yarayacağı umuduyla o konferans senin bu konferans benim giderdik. Konuşmacılar deneyimli, tecrübeliydiler. Etkileyici de konuşurlardı. Bizde her akşam evde günün kritiğini yapardık. Sanırım bi kaç günde girişimci ruhuna sahip olacağımızı, birden beynimizde patlayan şimşeklerle dahiyane bir girişimciliğe imza atacağımızı filan düşünürdük. Okul dışında tek yaptığımız kitap okumak ve gezmekti. Haliyle kitapla alakalı bir fikir ürettik kafamızda. Allahım zeengin olucaktık :) ama bu fikri yürürlüğe koyabilmek için bir websitesi açmamız lazımdı ki o zamanlar bilgisayarla en büyük münasebetimiz film izlemek, sunum hazırlamak ve araştırma yapmak üzerineydi. Neyse araştırırken blog uygulamasının ücretsiz olduğunu öğrendim ve hemen bloğumu oluşturdum. Ne yaptığımla alakalı tek bir fikrim bile yoktu.  Blog ne bilmiyodum bile. Araştırırken yeni bloglar keşfettim, internetten kodlar kopyaladım, şablonlar oluşturdum, tabi bu sırada bizim girişimcilik fikri çoktan çöp olmuştu. O kadar uğraşmayı ikimizinde gözü almamıştı. Neyse madem açtım okuduğum kitapların bir arşivi olsun düşüncesiyle yazmaya başladım. İlk başlarda kimseler yoktu kendi kendime konuşur gibiydim. Nihayetinde zaten arşiv gibi kullanacaktım. Ama bı ara deli gibi tasarımıyla oynadım kafayı yemiştim, her gün yeni bir şablon oluşturuyodum, her gün kodlar araştırıyodum. Sürekli bloğun html kodları ile oynuyordum en nihayetinde yaklaşık bir yıldır hiç oynamadan bu şekilde bırakmaya karar verdim. Bi arada kafayı çekilişle bozmuştum. Nerde çekiliş orda ben. Hayır bir kere de çıkmadı ya ona yanarım :) her neyse işte okuduğum kitapların özetini yazdım, canım sıkıldı yazdım, mutlu oldum yazdım, işsiz kaldım yazdım, işe girdim yazdım, gezdim yazdım, her türlü yazdım yanı. Çünkü yazmak rahatlattı her defasında. Okumakta öyle, buralardan bir sürü blogger arkadaş tanımış oldum.  Keyifli yanı burda olmak. Birde diğer sosyal mecralardaki gibi slm, mrb zırvalığı da yok. Nezih ortam.

Daha okuduğum ama buraya özetini yazamadığım bir sürü kitap var. Şu mobilden yazmak zorunda olmam beni blogtan soğutuyor. Yaz tatilinde daha fazla yazabilirim diye düşünüyorum. 
Hepinize sevgiler.. 

5 Nisan 2017 Çarşamba

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR-J.D SALİNGER





      Pencey'de öğrenci olan Holden Caufield'ın serüveni aslında. Serüven dedimse öyle aylarca, yıllarca süren bir serüven değil sadece birkaç güncük. Pencey'de yatılı kalan Holden derslerinin başarısız olması, derslere az katılım vs. sebeplerle okuldan atılır. Daha önce de aynı sebeplerle birçok okuldan atılmıştır. Ailesine bu durumu açıklamak istemez. Kaldığı yerden kaçar ve kendi çapında bir iki günlük macera yaşar. Henüz 11 yaşında olmasına rağmen çoğu yerde kendisini 19,20 hatta 21 yaşında olarak tanıtır. Boyu yaşıtlarına göre uzun olduğundan herkesin bu yalanlara inanacağını düşünür fakat kimse bunun inandırıcı olduğunu düşünmez elbette. Bir iki gün otellerde vakit geçiren, içki içmek için türlü türlü çaba harcayan ama bunu başaramayan bir çocuk Holden. Yapmacıklıktan nefret eden Holden'ın elbette hayata karşı da bir duruşu ve kendi fikirleri vardır. Kitabın adı da aslında Holden'ın hayalinden yola çıkılarak oluşturulmuş. Herkes bir şey olmak isterken Holden'ın tek hayali, olmak istediği tek bir şey vardır.  Bu hayalini de kardeşi Phobe'e açıklar. Çavdar tarlasında oynayan binlerce çocuk hayal eder. Oradaki oynayan herkes çocuktur-tek yetişkin kendisi- çılgın bir uçurumun kenarında, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyordur. Tüm gün boyunca yaptığı tek şey budur.  İşte Holden'ın tek isteği, tek hayali budur.

     Aslına bakarsanız küçük bir çocuğun ergenlik serüveninden başka bir şey değil kitap. Ama yer yer güzel göndermeleri, düşünce tarzları var. Bence kitabı asıl bu kadar güzel yapan Holden'ın konuşmaları. Burada da tabi çevirmenin çok büyük rolü var. Çoşkun Yerli'nin çevirisinden okudum ben. Cümle içinde sık sık tekrarlanan "vay canına, ha", "Tanrım deliyim, kesinlikle ben bir deliyim" ya da "Peki ben ne yaptım, ne yapayım hiçbir şey" gibi cümleler çok keyifle okutuyor. Kitabın öyle öne çıkan bariz bir ana düşünce, mesajı vs. yok ama neden bilmiyorum ben çok keyif alarak okudum. Çok beğendim.
  Tavsiye ederim size de keyifli okumalar..

Benzer Yazılar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...